Hiç düşündünüz mü, hayatınızda sürekli “meli/malı” kalıplarına bağlı kalmanın hayatınızdaki etkilerini?
Kendimize ve başkalarına koyduğumuz bu “olması gereken” kurallar, bazen bizi gerçek potansiyelimizden alıkoyabilir.
“Başarılı olmalıyım.”
Peki ya başarısızlık da bir adım olarak kabul edilseydi? Her hata, yeni bir öğrenme fırsatına dönüşseydi? Belki de başarı, yalnızca mükemmellik değil, cesaretle ilerlemekti.
“Hayat daha adil olmalı.”
Ama ya adalet, her zaman bizim beklediğimiz gibi işlemeseydi? Belki de adaletsizlik, bizi daha güçlü ve daha bilge biri yapacak bir öğretmendi.
“Partnerim her zaman ne hissettiğimi anlamalı.”
Ama ya anlamak yerine, birlikte öğrenmeye çalışmak daha derin bir bağ kurmayı sağlasaydı? Belki de anlaşılmak zorunda kalmamak, aslında bizi birbirimize daha yakınlaştıran bir şeydi.
“Çocuğum her zaman mutlu olmalı.”
Belki de mutluluk sadece tek bir duygu değil, duyguların hepsiyle büyümekti. Çocuğumuzun üzüntüsüne, öfkesine ve neşesine yer açmak, onun sağlıklı bir şekilde gelişmesine katkı sağlardı.
“Meli/malı” kalıplarını yumuşatmak, bizi bir adım daha özgürleştiriyor.
Yaşamda neyin gerçekten “gerektiği”ni sorgulamadan, bazen sadece “ne oluyorsa o” kabul etmenin gücünü keşfetmek ne kadar rahatlatıcı olabilir?
Belki de hayat, en çok hiçbir şeyin “zorunda” olmadığını fark ettiğimizde güzeldir.
.






























