





Bazen kendimizi başkalarıyla kıyaslarken, içimizde bir ses değerimizi sorgulamamıza neden olabilir. “Ben yeterince özel miyim? Görünüyorum mu? Değerim fark ediliyor mu?” diye düşünebiliriz. İnsanlar, kendi iç yolculuklarında birilerini gördüklerinde, o kişiye yükledikleri anlamla, o kişi farklı bir şekilde parlar. Bu yüzden, her birimiz farklı bir gözden bakıldığında bambaşka anlamlar taşırız.
Senin varlığın, bir başkasının hayatında tahmin ettiğinden çok daha derin bir iz bırakıyor olabilir. Küçük bir jestin, birinin kendini daha güvende hissetmesini sağlıyor olabilir. Bazen farkında olmadan birinin içini ısıtan bir detay haline geliyoruz.
Peki, kendini sıradan hissettiğin anlarda, gerçekten “sıradan” olup olmadığını hiç sorguladın mı? Seni sevenlerin gözünden kendini nasıl görürdün?

Bazen duygularımızı fark etmeden geçip gidiyoruz, değil mi? Oysa her his, bize anlatmak istediği bir şey taşır. Huzursuzluk, öfke, belirsizlik… Bunlar sadece geçici hisler değil, aslında iç dünyamızın bize gönderdiği mesajlar.
Bugün kendimize bu sorulardan birkaçını sormak nasıl gelirdi?
Hangi soru sende bir şey uyandırdı? Yoruma bırakmak ister misin?






Hayatın kaosundan ve yüzeyselliğinden biraz uzaklaşmak, kendinize alan açmak ister misiniz?
Bu soruları, sevdiklerinizle ya da arkadaşlarınızla derin bir sohbet havasında keşfetmeniz için hazırladım. Her bir soru, hem kendinizle hem de çevrenizle daha gerçek bir bağ kurmanıza yardımcı olmasını umuyorum. Bazen cevaplar hemen gelmeyebilir; ama unutmayın lütfen her düşünce yeni bir keşfe kapı aralar. Hadi, birlikte bu yolculuğa çıkalım.








Güven, bir kez inşa edildi mi, yıkılması zor bir kale midir, yoksa en ufak sarsıntıda temelinden sarsılan bir köprü mü? Hayatta kimseye ihtiyacım yok diye düşünmek ile birilerine yaslanma ihtiyacı hissetmek arasında ince bir çizgi var. Peki, bu çizgiyi belirleyen ne?
Kimi zaman birinin bize koşulsuz inanmasını ve yanımızda olmasını isteriz, fakat aynı zamanda bu kadar açık olmanın getirdiği kırılganlıktan korkarız. Bize destek olacak bir el uzandığında tutmaktan çekinmek neden? Destek almak zayıflık mı, yoksa insan olmanın en doğal parçası mı?
Birlikte düşünelim:Bazen sadece dinleyen, yargılamayan birine ihtiyacımız vardır. Ve bazen de, birinin dünyasında böyle bir yer edinmek bizim elimizdedir. Güven, sadece sözlerle değil, varlığımızla da inşa edilir.
Virginia Satir’e göre güven, bireyin kendilik algısıyla doğrudan ilişkilidir. İnsan, kendini değerli hissettiğinde ve içsel kaynaklarına güvendiğinde, dış dünyayla daha sağlıklı bağlar kurabilir. Peki, senin için güven hangi içsel kaynaklarla besleniyor?
Bilişsel Davranışçı Terapiye göre, bazen geçmiş deneyimlerimizden gelen bilişsel çarpıtmalar (örneğin, “Kimseye güvenemem” veya “Güvenmek zayıflık göstergesidir”) yeni ilişkilerde güven inşa etmemizi zorlaştırabilir.
Satir Modeli, güvenin açık iletişim ve kırılganlığın kabulüyle geliştiğini söyler. Oysa ki çoğu insan, incinme korkusuyla kendini kapatır.

Araştırmacı Brené Brown, Tedx konuşmasında savunmasızlığın ve kırılganlığın insan ilişkilerindeki rolünü ele alıyor. Bu konuşma İngilizce olsa da, Türkçe altyazı seçeneğiyle buradaki linkten izleyebilirsiniz: https://youtu.be/NiPp_211nvA?si=dRYM4FiOibC3JrjP
Küçük bir egzersiz molası!
Psikoterapi, bireylerin psikolojik sağlıklarını iyileştirmek, işlevsel olmayan düşünce ve davranış kalıplarını dönüştürmek ve yaşam kalitesini artırmak için etkili bir müdahale yöntemidir. Araştırmalar, terapi gören bireylerin büyük bir çoğunluğunun semptomlarında iyileşme yaşadığını ve yaşamlarının farklı alanlarında olumlu değişiklikler kaydettiğini göstermektedir. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Aile Terapisi gibi yöntemler, bireylerin zihinsel sağlıklarını desteklemede geniş bir uygulama alanına sahiptir.
Bilimsel Kanıtlar:
Bir meta-analiz çalışmasında, BDT’nin depresyon, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve yeme bozuklukları gibi geniş bir yelpazedeki rahatsızlıklar için etkili olduğu bulunmuştur. Özellikle depresyon tedavisinde BDT’nin uzun vadeli etkileri, farmakolojik tedavilerle kıyaslandığında oldukça güçlüdür. (Hoffman et al., 2012)
Virginia Satir’in Dönüşümsel Sistemik Aile Terapisi, aile içindeki ilişkilerin iyileştirilmesi, iletişimin güçlendirilmesi ve bireylerin duygusal ihtiyaçlarının karşılanması açısından etkili bulunmuştur. Yapılan bir inceleme çalışması, aile terapisinin ergenlerde madde kullanımı, aile içi çatışmalar ve duygusal problemler üzerinde belirgin bir iyileşme sağladığını ortaya koymuştur. (Carr, 2019)
Amerikan Psikoloji Derneği (APA) tarafından yayımlanan bir rapor, psikoterapi gören bireylerin %75-80’inin semptomlarında anlamlı bir iyileşme yaşadığını göstermektedir. Ayrıca, psikoterapinin etkilerinin uzun vadeli olduğu ve bireylerin yaşam kalitesini artırdığı belirtilmiştir. (APA, 2013)
KAYNAKÇA: